|
Restorelite Nedir |
|
|
Fotobiyolojik cilt tedavisinin
iyileştirici etkisi , üzerinde yıllarca yapılan tıbbi araştırmaların sonucu
ile kanıtlanmıştır. Restorelite cihazı , insanın en büyük organı olan
cildimizin daha genç ve daha sağlıklı olmasını sağlayan , ameliyatsız ve
iğnesiz , güneş ışınlarındada bulunan doğal bir ışın türünü cilt ve kırışık
tedavisinde nihai kullanıcıya sunan tek cihazdır. İnsan
lenfositleri üzerinde
IR1072 ve IR880 kızılötesi ışık kaynaklarının farklı
etkilerinin araştırılması: IR1072 ile selektif sitoproteksiyon kanıtları
Alındığı taril 9 Marü 2005; revize edilmiş olarak alındığı tarih 24
Mayıs 2005; onay tarihi 24 Mayıs 2005
Abstrakt Lazer ve LED ışık tedavilerinin birçok tedavi arenasında klinik yarar sağladıkları gösterilmiştir. IR1072 ve IR880’nin fitohemaglütininle stimüle edilmiş taze hazırlanmış insan lenfositleri üzerindeki etkileri geniş bir tek ve çoğul irradyaslon protokolleri kullanılarak araştırılmıştır. Beş günlük bir dönemde günde bir defa irradyasyonu takiben, canlı hücre sayıları IR1072 ile irradyasyondan sonra, uygulama yapılmayan kontrollere göre anlamlı ölçüde yüksek kalırken IR880 radyasyonundan sonra anlamlı ölçüde düşüktür. Tek başına UVA uygulanan hücrelere göre, IR1072 uygulandıktan sonra UVA’ya maruz bırakılan örneklerde hücre sayıları anlamlı daha yüksektir. Çeşitli dalga bantlarıyla 3. Günde iki defa ışınlanan hücrelerde 5. Günde IR1072’den sonra ve IR1268 irradyasyonuyla dönüşümlü olarak IR1072’den sonra canlı hücre yüzdesinde bir artış oluken tek başına IR880 irradyasyonuyla canlı hücre yüzdesinde bir azalma olmuştur. Ayrıca, test edilen dalga bantlarında kontrol ile karşılaştırıldığında anlamlı farklar görülmemiştir. IR1072 ve IR880 uygulamalaından sonra 3. Günde ve 5. Günde toplanan hücrelerde antiiNOS antikoru ile sondajlanan kantitatif immunoblotting kullanılarak protein düzeyleri karşılaştırılmıştır.
IR1072’yi takiben iNOS proteini ekspresyonu uygulamadan sonra 5.
Günde kontrollerle karşılaştırıldığında
4.9 ± 2.1 kat yüksek iken IR880 uygulamasında böyle bir yükselme
olmamıştır.
*
Yazışma için yazar. Tel.: +44 191 334
1305; fax: +44 191 334 1201.
E-posta adresi:
paul.chazot@durham.ac.uk
(P.L. Chazot).
Journal of Photochemistry and Photobiology B: Biology 81 (2005)
9–14
www.elsevier.com/locate/jphotobiol
Güneş ışığı Dünya’daki yaşam için temel öneme sahip iyonizan
olmayan radyasyonun en önemli ve evrensel kaynağıdır. Bitkiler ve hayvanlar
evrimsel olarak güneş ışığının atmosfer tarafından süzülerek gezegenin
yüzeyine ulaşan bu güneş ışığı bileşenlerine uyum sağlamışlardır.
Suyun iletim
spektrumuyla ışığın fotobiyoloik etkilerinin karşılaştırılması bunların
tümünün bu spektrumun piki içinde mevcut olduğunu göstermiş olup bu,
atmosferdeki veya hücre içindeki suyun evrimsel süreçlerin gidişini
belirlemede etkili olabildiğini düşündürmektedir (Şek. 1)
Güneşin ultraviyole (UV) kısa dalgalı yüksek enerjili radyasyonunun
hücrele zarar verdiği ve ışığa bağlı yaşlanma ve karsinogenezden sorumlu
olduğu bilinmektedir
[1,2]. Buna karşılık IR’nin (kızılötesi, infrared) yararlı bir tedavi
ajanı olduğu, örneğin kas iskelet hastalılarının tedavisinde ve yaraların
iyileşmesinde faydalı olduğu bilinmektedir
[3,4]. Çoğu lazer ışık kaynaklarının ticari kullanımıyla ilgili olsa da
laboratuarda, kızılötesi ışığın çeşitli foto biyolojik etkileri
araştırılmıştır
[5–10]. Bu iyi belgelenmiş
deneyler seçilmiş dalga boylarına sahip kızılötesi ışığın termal olmayan
foto biyoloik etkisinin olduğunu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde
göstermiştir. 1998’de Menezes et al.
[2]
IR ışığın
(700–2000 nm) termal olmayan miktarlarının normal insan fibroblastlarında
solar UV toksisitesine karşı güçlü bir hücresel savunmayı uyardığını
göstermiştir. 2001’de , Dougal ve Kelly
[11]
1072-nm’lik dar dalga bandının bir
defa 5 dakikalık uygulanmasının
herpes
labialis tedavisinde etkili olduğunu göstermiştir. Su molekülünün
transmisyon spektrumunda bir piki temsil ettiğinden ötürü
1072-nm’lik
ışık seçilmiştir. Uçuğun (herpes labialis) bağışıklık savunma sistemini baskıladığı bilinen UV tarafından
aktive edildiği bilinmektedir
[12].
Küçük, kısa ömürlü
reaktif nitrik oksit molekülü (NO) güçlü bir apoptoz inhibitörüdür.
Apoptozun NO tarafından inhibisyonu B-lenfositleri
[13], splenositler
[14]
ve endotel
[15] hücreler dahil olmak üzere çeşitli hücrelerde gösterilmiştir.
Nitrik oksit (NO) moleküler oksijen ve
L-arginin arasında enzimle katalizlenen bir reaksion sonucunda
oluşmaktadır. NO çok sayıda fizyoloik ve patofizyolojik sürece aracılık eden
önemli bir moleküldür. NO üretiminin miktarı
[16]
onun rolünü ve hasarın tipini belirleyebilir
[17]. Amino asit sekanslarının ortalama
%50’si özdeş olan üç nitrik oksit sentetaz (NOS) formu tanımlanmıştır
[18]. Nitrik oksit sentetazın
indüklenebilir izoformu (iNOS) tarafından türetilen NO inflamatuar bir
üründür.
iNOS ile endotel NOS (eNOS) ve nöronal NOS (nNOS) arasında fark
vardır. eNOS ve nNOS aktivitesi için kalsiyum gerekli iken iNOS’a kalmodulin
bağlanması çok sıkı olduğundan Ca2+
ilavesine gerek yoktur
[19]. iNOS ekspresyonu uyarana bağlı olarak çeşitli hücre tiplerinde
yukarı regüle olabilir
[20–22] veya aşağı regüle olabilir
[20].
Bu çalışma, eğer varsa bir dizi dar
ışık dalga bandı serisinin insan lenfositleri üzerindeki etkisini
araştırmak için tasarlanmış olup bu hücrelerin yakın kızılötesi
spektrumu içindeki ışığa karşı olası foto biyolojik yanıtını ve in vitro
olarak kızılötesi ışık uygulamasından sonra iNOS ekspresyonu üzerindeki
etkileri belirlemeyi amaçlamaktadır.
2. Gereç ve Yöntem
2.1 Hücrelerin hazırlanması
Sağlıklı
gönüllülerden (yerel etik komite onayı ile) heparinize insan tam kanı
alınmış ve periferik kanın mononükleer hücreleri (PBMC) Lymphoprep (Axis-Shield
Poc AS, Oslo, Norveç) kullanılarak ayrılmış ve 5 dakika süreyle
Tedavilerin
esnekliğini göstermek için uçuk çalışmalarında tedavi yararı gösterilmiş
olan bir dizi çoklu maruziyet protokolü bu çalışma için uyarlanmıştır. Beş
protokolün kurulumları aşağıdaki gibidir:
Hücre canlılıkları Annexin V Apoptoz Saptama Kiti (Autogen Bioclear,
İngiltere) kullanılarak analiz edilmiştir. Apoptoz hücre membranında
fosfatidilserin (PS) konumundaki değişiklik tarafından saptanabilmektedir.
Apoptotik olmayan hücrelerde, çoğun PS molekülü plazma membranının iç
tabakasında lokalizedir ama apoptozdan hemen sonra RD membranın dış
tabakasına dağılmaktadır. Açığa çıktan PS Annexin V tarafından kolayca
saptanabilmektedir. Annexin V ile bağlanmış olan hücreler plazma membranında
yeşil renkte boyanmış olarak görülmektedir. Membran bütünlüğünü yitirmiş
olan hücrelerin sitoplazması kırmızı renkte boyanmakta (PI) ve hücre
yüzeyinde (plazma membranı) yeşil renkli bir halo görülmektedir [23-26].
Kutu başına 1x105 – 1x106 hücre yıkanmış ve Tayin
Bağlama Tamponunda yeniden süspansiyon hazırlanmıştır. Beş mikrolitre
Annexin V ve 10
ml propidium iyodür (PI) inkübasyondan önce, oda sıcaklığında,
karanlık ortamda 15-30 dakika içinde hücrelere ilave edilmiştir. Hücreler
floresans mikroskopisi kullanılarak FITC ve rhodamine için ikili bir filtre
seti altında gözlemlenmiş ve körlenmiş olan en az iki gözlemci tarafından
sayılmıştır.
Erimiş hücre peleti süspansiyonları buz üzerinde bir Dounce
homojenizatörüyle homojenize edilmiştir. Hücre süspansiyonundaki protein
düzeyleri Lowry Tayini kullanılarak [27] sığır albümini standardıyla
belirlenmiştir. Protein düzeyleri 10
mg proteine ayarlanmış ve her bir yola
yüklenmiştir. Standart elektrofozer %6 poliakrilamid jel kullanılarak
gerçekleştirilmiştir. Elektroforezi takiben protein 2.5 saat 50 V
nitroselüloz (NC) membrana aktarılmıştır. NC membranı 1 saat süreyle oda
sıcaklığında %0.2 Tween 20 (Sigma, İngiltere) içeren 1 x Tris tamponlu tuzlu
suda (TBS) %5’lik yağsız süt içinde bloke edilmiştir. NC membranı 4°C’de bir
gece primer antikor iNOS ile inkübe edilmiştir. NC membranı
yıkama tamponuyla (TBS içinde %2.5 yağsız süt, %0.2 Tween 20) 4 x 10
dakika yıkanmış ve anti-tavşan yabanturpu peroksidaza bağlı sekonder
antikorla (dilüsyon 1:2000) 1 saat inkübe edilmiştir. NC membranı yıkama
tamponuyla 4 x 10 dakika yıkanmıştır. NC protein bantları
Apoptoz hücre canlılığı yüzdesi kullanılarak ölçülmüştür. Bunun
tanımı aşağıdaki gibidir:
% hücre canlılığı = [(canlı hücre
sayısı / (toplam hücre sayısı)]*100.
Kontroller ve uygulama yapılan hücreler arasındaki karşılaştırmalar
multipl ANOVA kullanılarak yapılmış ve %95’lik güven aralığıyla ortalama±SD
şeklinde ifade edilmiştir. İstatistiksel analiz Prism 3.2 kullanılarak
gerçekleştirilmiştir.
3. Bulgular
Bir dizi protokol kullanılarak, IR1072 uygulaması tutarlı bir
şekilde PHA Blast sağkalımı üzerinde anlamlı bir protektif etki yapmıştır.
Buna karşılık IR880, kontrol ve IR1072 uygulanmış hücreler
karşılaştırıldığında tutarlı biçimde sitotoksik etkilidir.
IR1072 ile irradyasyonu
takiben, canlı hücre yüzdesi, 3. ve 5. günlerde 5
x
3 dakikalık tek ve çoğul tedavi
protokolünden sonra kontrol verileriyle karşılaştırıldığında 5. Günde
anlamlı ölçüde artmıştır (p
< 0.05) (Şek. 2). Sonraki protokolde,
hücreler 5 x 3 dakika süreyle IR1072 ve IR880 ile ışınlandığında, IR1072 ile
karşılaştırıldığında 5. Günde
IR880 ile canlı hücre yüzdesinde anlamlı bir azalma olmuştur (p
< 0.01) (Şek. 2). Günlük tedavi protokolüyle, 8
günlük dönemde, paralel deneylerde IR1072 ile karşılaştırıldığında IR880
uygulanan hücrelerde canlı hücre sayısıda anlamlı bir azalmaya neden
olmuştur [Gün 1 (p
< 0.01), Gün 3 (p
< 0.01), Gün 4 (p
< 0.05), Gün 5 (p
< 0.05) ve Gün 8 (p
< 0.05)] (Şek. 3). Önceden IR1072 uygulandığında ve
hücreler daha sonra UVA’ya maruz bırakıldıklarında ise canlı hücre yüzdesi,
tek başına UVA uygulamasına göre anlamlı ölçüde yüksek kalmıştır (p
< 0.01) (Şek. 4). Çeşitli dalga bantlarıyla
irradyasyondan sonra, yine IR880’e maruz bırakılan hücrelerde canlı hücre
yüzdesinde anlamlı azalma görülürken (p
< 0.01) uygulama yapılmayan kontrollerle karşılaştırıldığında
IR1072 uygulamasını (p
< 0.01)
ve alternatif
IR1072/IR1268 dalga bandını (p
< 0.01),
takiben canlı hücre yüzdesi daha yüksek olmuştur
(Şek. 5). Test edilen bütün diğer dalga
boyları ve koşulların hücre canlılığı üzerinde anlamlı bir etkisi olmamıştır
IR1072 maruziyetiyle gözlemlenen uzun
süreli sitoproteksiyonun altında yatan potansiyel mekanizmayı açıklığa
kavuşturmak için, kontrol ve IR880 nm ile karşılaştırmalı olarak iNOS
ekspresyonunu araştıran kantitatif immunoblotting gerçekleştirilmiştir.
Önceden IR1072 uygulamasını takiben kontrolle karşılaştırıldığında 5. Günde
iNOS immünoreaktivitesinde 4.9 ± 2.1 kat olan anlamlı
(p
< 0.05) bir artış saptanmıştır. Buna karşılık, paralel çalışmalarda
IR880 ile iNOS’da anlamlı bir artış gözlemlenmemiştir (2.1 ± 2.2 kat,
5. Gün) (p
> 0.05), (Şek. 6).
Bu çalışma bağışıklık hücresi
canlılığının olumsuz etkilerin varlığında artırılabileceği bir ex vivo
yöntemi belirlemiştir. Bu örnekte, olumsuz olaylar insan vücudu dışından
kaynaklanan stres ve ikinci olarak da UVA ışınlarından kaynaklanan hasardır.
Birçok yazar belirli bir dalga boyunun tedavi yararı olduğu kavramını ortaya
atmıştır
[6–8,10,28–30]. Biyostimülasyon tedavi
etkinliğinin en sık arandığı yöntemdir. 855–905 nm dalga boyları fibroblast
proliferatisyonun
[9] önemli
ölçüde stimüle edebilirken bu aralıktaki ışığın lenfotoksik olduğu
çalışmalarda gösterilmiştir. Kızılötesi ışığa maruziyetten sonra 2 saat
içinde yapılan analizde hücrelerdeki sitotoksik ve protektif etkiler
hızlıdır ve uygulamadan sonra en az 2 gün gözlemlenen uzun süreli
etkilerdir. Bu çalışma 1050–1100 nm aralığındaki ışığın tek ve çoğul
uygulama protokollerini takiben hücre canlılığını artırdığını açıkça
göstermektedir. Olumsuz faktörlerin varlığında lenfosit canlılığının
sürdürülnmesi anlamlıdır çünkü bakteriyel endo- ve ekzo-toksinler lökotoksik
faktörlerdir ve bunların etkileri, inflamatuar hücrelerin 1072 ± 25-nm dalga
boyundaki ışıkla irradyasyonla azaltılabilir. IR ışığın UVA’ya karşı
koruyucu bir etkisi olduğu uzun süredir kabul edilmektedir ama dalga
boylarının kesin uzunluğu bilinmemektedir. Bu mevcut sonuçlar 1072 ± 25-nm
dalga boyundaki ışığın UVA’nın bazı zararlı etkilerine karşı koruyucu
olduğunu düşündürmektedir. Bu, söz konusu dalga boyunun klinikte uçuk
tedavisinde kullanılmasıyla (örn.,
[11]
yayınlanmamış klinik gözlemler) uyuşmaktadır. Anlamlı olsa da
korunma tam değildir ve bu nedenle daha fazla optimize edilmesi
gerekmektedir. Bu ex vivo modelde, in vivo doğal olarak
mevcut başka hücre tipleri ve mediatörler dahil olmak üzere eksik
unsurlar olabilir. İmmün yanıtın fotomodülasyonu tam olarak
değerlendirilmesi gereken potansiyel bir tedavi aracıdır. 1072- nm
dalgaboyundaki ışığın koruyucu etkisi,, potansiyel olarak psoriyazis
tedavisinde PUVA ile indüklenen UV deri hasarını azaltabilir. Daha yetenekli
lenfositlere yanıt veren başka patolojiler için ilave tedavi yararı söz
konusu olabilir.
Nitrik oksidin çeşitli hücre
tiplerinde güçlü bir apoptoz inhibitörü olduğu gösterilmiştir
[31]. NO sudan ve hücre membranlarınan
çok hızlı difüzyona uğramakta olup eNOS ve nNOS’a göre iNOS daha hızlı ve
etkin bir şekilde üretilmektedir. iNOS hücreiçi kalsiyum düzeyleri
yükseltilmeden işlev görebilmekte olup aktivitesi bağışıklık hücrelerinde
örneğin primer aktive monositlerde ve makrofajlarda sitokinlere ve
mikrobiyal ürünlere maruz kalınmasını takiben hızla indüklenebilmektedir
[32]. Biyokimyasal olarak bu mevcut sonuçlar, uygulama yapılmayan
kontrollerle karşılaştırıldığında
iNOS’un dalga boyuna bağımlı bir tarzda yukarı regüle olduğunu
göstermiştir. NO’nun iki ayrı mekanizmayla bir apoptoz inhibitörü olarak
etki gösterdiğine inanılmaktadır: birincisi NO’nun ya kaspaz-3-benzeri
proteaz aktivasyonu düzeyinde ya da bu olayın proteaz aktivasyonunu
önleyecek şekilde yukarı akımı; ikincisi NO’nun aynı zamanda kaspaz-3-benzeri
proteazı enzimin S-nitrozilasyonuyla inhibe etmesi. Kaspaz-3-benzeri
aktivitenin süpresyonu, hücreyi, programlanmış hücre ölümünden
kurtarmaktadır
[1].
Biz IR1072 ve IR880’in ex vivo olarak
lenfosit canlılığı üzerinde karşıt etkilere neden olduğuna ilişkin ilk
kanıtları bildirmekteyiz. IR1072 koruyucu iken IR880 dalga boyu sitotoksik
etki göstermektedir. İlaveten, biz IR1072’nin UV aracılıklı lenfotoksisiteye
karşı koruyucu olduğunu ilk defa göstedik.
Öncel biyokimyasal kanıtlar
iNOS’un dalga boyuna bağımlı indüksiyonunun bağışıklık hücrelerinde
IR1072 ile indüklenen uzun dönemli önkoşullandırmanın altta yatan bir
koruyucu mekanizma adayı olabileceğini ve daha fazla araştırılması
gerektiğini göstermektedir. |
|


